
OYUN KÜNYESİ
Tiyatro Adı: Sahne Bazende
Oyun Adı: At Oyunun
Türü: Kukla Tiyatrosu
Proje Tasarım: Özlem Tokaslan
Öykü: Özlem Tokaslan - Dilek Tekintaş
Dramaturji: Dilek Tekintaş
Yönetmen: Özlem Tokaslan
Kukla ve Sahne Tasarımı: Candan Seda Balaban
Kukla Teknik Yönetmeni: Emre Saka Özgün Müzik: Kurtuluş Cengiz
Işık Tasarım: Alev Topal
Reji Asistanı: Açelya Dadalı
Masa Tasarım ve Realizatör: Serkan Kavurt
Teknik Sorumlu: Ra
Oyunun Süresi: 40 Dakika
OYUNUN KONUSU
Bir çocuğun dijital dünya ile kendi düşsel dünyası arasındaki farkı deneyimlemesini anlatan sözsüz bir kukla oyunudur. Kahramanımız ona sunulan sanal gerçekliğin sınırlarını aşarak hayalleri ve ürettikleri aracılığıyla kendi değer tasarımına ve özgürlüğe doğru eşsiz bir yolculuğa çıkar.

SAHNE BAZENDE İLK OYUNU: “AT”
Hazırlık çalışmaları uzun zamandır devam eden tiyatromuz Sahne Bazende’nin, yine tasarım ve hazırlık çalışmaları uzun zamandır devam eden ilk oyunu “AT” ile sahne aldık.
“AT” sözsüz, müzikli bir kukla oyunudur. Müzikle, ışığın yarattığı şiirsel doku ve atmosferin eşliğinde seyirciyi çocuk yetişkin ayırmadan içine alan sürükleyici bir hikayedir.
Yönetmen olarak ilk hedefim; seyircinin hayal gücünü ve yorumlama özgürlüğünü şevklendiren bir anlatım biçimi yaratmaktı. Kukla tiyatrosu seyirciye hikayeden seçtiklerini sübjektif değerlendirerek yorumlama, kurgulama şansı veren bir türdür. Bunu olanaklı kılması çocukların algılama, kavrama ve yorumlama yeteneklerini geliştirmede çok önemli bir rol oynamaktadır.
“AT” kavramsal düşünmeyi sağlamak için seyirciye soru sorma ve kendi yanıtını verme yolu ve alanı açmaktadır.
Dijital bağımlılığın karşısına teknolojiyi reddetmeden, hayal kurmayı, kendi değer tasarımını yaratmayı, kendi olanaklarını keşfederek, çocuğakendi yarattığı hikayenin kahramanı olabileceğini gösterir. Sadelik içinde yapılan tüm vurgular, oyun kahramanını ve seyirciyi sürekli bir seçenek yaratmaya teşvik eder. Seçimlerimizin hayat hikâyemizi yarattığını hatırlatır.
Anadolu’da kadın ve ana arketipi günümüze kadar gelen mitolojik geçişlerle dünyayı algılama ve yorumlama biçimiyle yerel değerler üzerinden evrensel değerler üreten bir rehber olarak oyunumuzda nineyle örneklenir. Nine çocuğun seçtiği hayal kahramanı ve rehberdir. Yardımlaşmaya, hayvan sevgisine, aitlik kavramına göndermeler yapan hikâyemizde çocuk için asıl olan hayalinde yarattığı gerçeklikte her şeyi ait olduğu yere taşımak, doğaya ait olmak, doğaya ait olanı ona teslim etmek, hatta rehbere rehberlik etmektir.
Masa kuklası tekniğinin özellikle seçildiği oyunumuzda çocukların kuklaya daha çok ilgi duymasını sağlamak hedeflenmektedir. Kukla, oyun kurma yeteneğini geliştirmede olumlu etkiler yaratmaktadır.
Bilindiği gibi, Anadolu benzersiz bir kültürel zenginliye sahiptir. Bu kültüre, toprağa ait olmanın ve onu doğasıyla, kültürüyle korumanın önemini, öze dönüşü; verimliliği ve bereketi simgeleyen elma ağacıyla bütünleştirip iyiliği pekiştiren hikayemize bir araç yaptık. Müzik bu katmanların ifade edilmesinde güçlü bir unsur olarak kullanıldı. Çocuk yalnızlığından güç alabilir, nesnelere türlü anlamlar yükleyerek hayal kurarak geleceğini yaratabilir. Oyunumuzun kukla tasarımcısı Candan Seda Balaban’ın çok sevdiğim bir sözüyle bitiriyorum. “Hayali olmayanın, hayatı olmaz.”
ÖZLEM TOKASLAN
YÖNETMEN

OYUNA DAİR
Kukla, kültürümüzde var olan en eski geleneksel anlatılardan biridir. Çocuk dünyasında kukla, oyuncuya göre daha güçlü bir gerçeklik duygusu yaratabilir.
Çocuk “oyun” olarak algılandığı için özdeşlik kurarak kolaylıkla kavrayabilir. İzleme, koordinasyon becerisi sağladığı gibi izlenilirlik açısından bir perspektif duygusu da kazandırır. Jestlerle ifade edilen duygu tepkilerini algılama becerisini geliştirir.
Biz oyunumuzda kavramları kukla ile ifade etmeyi seçtik. Çocuğun dünyasına, yaratıcılığını harekete geçirecek sade bir hikâye ve sahnelemeyle ulaşmayı hedefledik. Dijital dünyayla doğadan kopan, özgürce yaratma duygusundan uzaklaşmış, kendi dünyasına teknoloji ile kapanma riskiyle karşılaşmış kuşağa, bir kız çocuğunun bir oyuncaktan yola çıkarak sınırsız bir hayal gücüne ulaşmasıyla aslında kendisinde var olan potansiyeli hatırlatmak istedik. Çünkü çocuk bir dünyadır, duygusal ve bilişsel olarak çok hassas, duyarlı aynı derecede tertemizdir. Bu dünyanın en iyi kılavuzu aynı hassasiyetle üretilmiş sanat ürünleridir. Aktarılabilecek en rafine değerleri sadelikle ve içtenlikle bu dünyaya sunmak görevimizdir, aydınlık yarınlar, aydınlık nesiller için.
DİLEK TEKİNTAŞ
DRAMATURG

KUKLA TASARIMCISININ GÖZÜYLE
Kukla oyunları daha baştan bizleri bir hayalin kabulüne davet eder. "Şimdi size bir hikaye anlatacağız hem de cansız objelerle, var mısınız inanmaya" diye sorar. Bu kabul ile seyre başlayan çocuklar, seyirciler artık kendi hayal dünyalarının da kapılarını açmış ve oyuna katılmışlardır.
‘’At ‘’ oyununun kuklaları, masa kuklası tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Bu teknikte yapılan kuklalar, hareket kabiliyeti çok geniş olduğundan çocuklar için birçok illüzyon yaratmaya elveren, seyir zevki yüksek bir kuklalardır. Bunun yanı sıra iki kişinin tek bir kuklayı beraber oynatırken sahnede var olma halleri, kuklacılar arasındaki uyum, harmoni ve konsantrasyon oyun metninden bağımsız olarak da seyircilere bir söz söylemektedir. Beraber yaratmak, bir amaç uğruna iş birliği yapmak, uyum içinde olmanın güzelliklerini göstermektedir.





AT KUKLA TİYATRODA SEYİRCİNİN PSİKOSOSYAL VE RUHSAL AÇIDAN GELİŞMİNE KATKILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Bir sahne sanatı ve seyirlik oyun olan kukla tiyatroda, hikâyenin konusu ve ana fikri, global ve toplumsal düzeyde yediden yetmişe keyfi ekran kullanım süresi ve şekli konusunda tanımlanan, müdahale programlarına ihtiyaç duyulan problem alanlarından biri olan Teknoloji Bağımlılığı kadar Teknoloji ile uzlaşıdır.
Bir Sivil Toplum Örgütü ve bağımlılıklarla mücadele kuruluşu olan Yeşilay tarafından “Teknoloji ve internetin bilinçli olmayan, kontrolsüz bir şekilde kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan davranışsal bağımlılıklar; oyun oynama bozukluğu, kumar oynama bozukluğu, sosyal medyanın ve akıllı telefonun aşırı kullanımı gibi bağımlılık yapıcı alt davranışlarla kendini gösteren bağımlılık türü teknoloji bağımlılığı” olarak tanımlanır.
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (DSM-5’e) göre internet kullanım bozukluğu ölçütleri arasında olan; zihnin sürekli internet ile meşgul olması, İnternet bağlantısı olmadığında geri çekilme yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, İnternette olmayı kontrol etme girişimlerindeki başarısızlık; İnternet dışında kalan önceki ilgi, hobi ya da eğlenceli aktiviteleri yitirmek; disforik duygu durumunu rahatlatmak ya da kaçınmak için internet kullanmak sayılabilir.
Kahramanımız Gülendam zamanının büyük çoğunluğunu belki de diğer akranları gibi ekran başında geçiren bir çocuk. Ekran olmadığında boş zamanlarını değerlendirmek için teknoloji yerine ne koyacağını bilemeyen akranları için resim çizmek, dans etmek, enstrüman çalmak vb. yetenekleri ile olumlu rol model olarak karşımıza çıkmaktadır. Sunulan hazır görseller, videolar, içerikler sunarak bir çocuğun doğasında olan hayal gücünü olumsuz yönde etkileyen internet kullanımına karşılık, hayal etmenin gücü ve yaratım süreci ile (çizdiği atın canlanması, at ile kanatlanması vb.) ile buluşturuyor. Yani bireyin özü ile oradan gelen yaratıcılık, özgünlük ve spontanlık ile.
Teknoloji ve bilimin doğadan ilham aldığı kaçınılmaz bir gerçek. Lotus çiçeği ile suyu geçirmeyen dalgıç kıyafeti üretme, yalıçapkını kuşu anatomik yapısına bakılarak hızlı tren tasarımı tesadüf değildi. Teknolojiyi tüketen değil fikir, algoritma, oyun, uygulamalar vb. üreten nesillerin kendi doğaları ile uzlaşıları; hayal güçlerinden ve kendilerini geliştirmeye devam etme süreçlerinden beslenmeleri için rehbere ve yine günümüzün en önemli sorunsallarından çocuk ve gençlere yol gösterecek, vizyon ve misyon sağlayacak ebeveynler, eğitimciler vb. rol modellere duyduğu ihtiyaçlar vurgulamaktadır. Bireyin kuralları ve değerleri içselleştirmesi için ‘iyi ben’ ve ‘kötü ben’in ayrışması; ardından gölgeleri ile (içimizdeki karanlık taraf) uzlaşısı ve gölgenin de rehberliği ile bütünleşmesi gerekmektedir. Hayalinde çıkagelen yaşlı kadının (gölge) sevgi ile dönüşümü, çocuğun içselleştirdiği iyiyi içeri aldığı anlamına gelirken iyi olanın kötü olana hâkim geldiğini de göstermektedir.
Sanat terapisi perspektifinden baktığımızda, seyirci, kahramanın yolculuğuna şahitlik ederek, identifikasyon yoluyla kendi yolculuğuna çıkmaktadır. Kahramanın hedefine ulaşmasında, çatışmaları ile mücadele etmesinde yaşadığı olumsuz duyguların dışavurumunu ve katarsisi sağlarken, dürtüler ve istendik hedefler arasındaki çatışmaların çözümlenmesinde baş etme süreçlerini içselleştirmesine zemin oluşturur. Hedefine ulaşırken rehberin yol göstericiliğinden yararlanır. İşin sağaltım kısmı, ulaştığı sonuç ile kendisi, özü ve olumlu duyguları ile kucaklaşır.
GÜLNUR İPİK HARPEK
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG


ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLERİN SANAT İLE ETKİLEŞİMİ
Özel gereksinimli bireylerin “bireysel kimlik kazanması, başarı duygusunu tatması, güven ve cesaretinin artırılması, sosyal yaşama uyumunun sağlanması, duygusal yapısının geliştirilmesi ve düzenlenmesi, ifade gücünün geliştirilmesi, algılama yapısının artırılması, yaratıcılık oluşumunun geliştirilmesi, estetik beğeni ve haz duygusunun geliştirilmesi” konularında sanatın önemli bir yeri olduğunu belirtilmektedir.
Sözcük ve seslerin yetersiz kaldığı noktada engelli bireyi anlamanın bir yolu da sanatla iç içe olmasını sağlamaktan geçer. Bu nedenle, sanat, son yıllarda gerek normal gerekse özel gereksinimli çocukların yaşamında gittikçe daha çok önem kazanmaktadır (Turan, 2004: 73).
Sanat kapsamında yürütülen çalışmaların bilinçli bir şekilde yürütülmesi, bireylerin gelişimine olumlu yönde katkı yapmaktadır.
Bilişsel bilgi düzeyini arttıran, duyuşsal ve psiko-motor gelişime katkı sağlayan çalışmalar yaşamda tanıklık ettikleri sanatla yürütülmektedir. Bireylerin seçim yapmaları ve bir seçimi bilinçli olarak uygulamaları gibi duyuşsal süreçler sanatlar içinde yer almaktadır. Yürütülen bilinçli çalışmalarda sanat özel gereksinimli bireyler duyuları ve duyguları doğrultusunda seçim yapabilmelerini sağlamıştır.
Teknoloji bağımlılığı ile ilgili Ulusal Gençlik Politikaları Enstitüsü tarafından yapılan son bir araştırmaya göre çocukların üçte bir oranında bağımlılık geliştirme riski altında olduğu ifade edilmiştir.
Ajans Press’in GKF ve Digital Talks’un ortaklaşa hazırladığı rapordan ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’deki 6 ile 15 yaş arası çocukların %59’unun akıllı telefon sahibi oldukları görülmüştür. Teknoloji kullanımının bu kadar yaygın kullanılması, akıllı telefon bağımlısı olma riskini de beraberinde getirmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde eline akıllı telefon verilen çocukların oyun ve ekran bağımlılığı geliştirme ihtimalleri daha yüksektir. Teknoloji bağımlılığı gösteren çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygusal dengesizlik, öfke ve dikkat eksikliği, birçok uyarana maruz kalma nedeniyle odaklanma sorunu gibi bilişsel problemler görülebilir. Özellikle erken yaştaki çocuklarda ve özel gereksinimli bireylerde bu etkilerin yaygın olması daha muhtemeldir.
Teknoloji bağımlılığı çocuğun kendini kontrol etme, zamanı iyi yönetebilme becerileri geliştirmesini de engeller. Teknoloji aşırı kullanımı çocukların fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Okul öncesi çocukların telefon ekranındaki ışığa sürekli maruz kalmaları göz sağlığını olumsuz etkileyebilir. Çevreyle az etkileşim kurma ve hareket azlığı çocuklar da obezite riskini de arttırmaktadır. Teknoloji bağımlısı olan çocuklarda beyin dalga testine göre sağ beyin işlevinin bozulabildiği tespit edilmiştir.
Beyindeki frontal lobun fonksiyonunu etkileyen düşünme, yargılama ve yoğunlaşma alanlarının zarar görmesi normal beyin gelişimini olumsuz etkilemektedir.
Sosyal açıdan da diğer çocuklarla iletişim kuramama, saldırgan davranışlar sergileme ve arkadaş edinme de güçlük yaşama görülebilir. Telefon bağımlılığı artıkça depresyon, kaygı, dürtüsellik, kontrol eksikliğinin de paralel şekilde arttığı görülmüştür., Teknoloji bağımlılığı yaşayan çocukların, dikkat dağınıklığı ve öz denetim eksikliği gösterme ihtimalleri daha yüksektir.
Evrensel bir niteliğe sahip olan kukla sanatı, ortaya çıktığı dönemlerden günümüze bir eğitim, kültür ve eğlence aracı olarak özellikle çocukların ve özel gereksinimli bireylerin dünyalarına renk katmıştır. Kuklanın geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. Ülkemizde 7’den 70’e herkesin ilgisini çeken kuklaların özel gereksinimli çocukların eğitimde de çok önemli bir yeri vardır. Birçok Avrupa ülkelerinde önemli bir çocuk tiyatrosu olarak işlevini görmüş, çocukların eğitiminde de önemli rol oynamıştır. Çocukların üzerine emek verilmiş iyi bir kurgu tasarlanmış, yaşına uygun kukla oyunları seyretmesinin sonucu olarak; Konuşma dilini akıcı, anlaşılır bir şekilde kullanma, kendisini rahat ifade etme becerisi kazandığı gözlenmiştir. Bunun yanında Çocuklara duygu ve düşüncelerini ifade etmede kolaylıklar belirlenmiştir. Çocuklar kukla karakterini seyrederken kendini o karakterin kimliğine sokarak onun gibi düşünüp hissetmeye çalışır. Bu da empati becerisini güçlendirir. Kuklalar çocukları eğlendirir, neşelendirir, hoş vakit geçirmelerini sağlarken zaman zaman duygulandırır ve düşündürür. Çocuklar olaylara farklı bakış açısı ile bakabilir ve bu sayede çok boyutlu düşünme becerisi gelişir.
DEMET ÖNAL
EĞİTİMCİ


